Panik atak insanı öldürebilir mi ?

Bengu

Yeni Üye
Sorunu çözmeye çalışırken insanı yalnız bırakmamak.

“Güçlü Ol” Kültürünün Görünmeyen Bedeli

Deniz'in babasıyla konuştuğumuzda başka bir hikâye çıktı ortaya.

Babası 1980'lerde gençliğini geçirmişti. O dönemde ruhsal sıkıntılar hakkında konuşmanın bugünkü kadar yaygın olmadığını söyledi.

“Bizim zamanımızda insanın canı sıkılırdı, geçerdi,” dedi.

Belki de mesele tam olarak buydu.

Geçmişte panik belirtileri yaşayan insanların önemli bir kısmı bunları farklı şekillerde yorumlamış olabilir. Kalbin hızlanması kalp hastalığına, boğulma hissi akciğer sorununa, baş dönmesi tansiyon problemine bağlanabilir. Ruhsal belirtilerin tıbbi ve psikolojik yönleri hakkında bugün bildiklerimizin önemli bir bölümü zaman içinde gelişti.

Panik bozukluğun modern psikiyatride tanımlanması da tarihsel olarak görece yenidir.

Bugün ise panik belirtilerinin mekanizmaları, eşlik eden durumlar ve tedavi seçenekleri hakkında çok daha kapsamlı bilgiye sahibiz.

Bu değişim bize önemli bir şey söylüyor:

Bir toplumun bir hastalığa verdiği isim ve anlam, insanların onu yaşama biçimini de etkileyebilir.

Eskiden “zayıflık” olarak görülen bir şey bugün “yardım alınabilecek bir sağlık sorunu” olarak değerlendirilebilir.

Bu, yalnızca tıp tarihinin değil, toplum tarihinin de bir parçasıdır.

İkinci Atak: Bu Kez Asıl Düşman Kalabalıktı

Birkaç hafta sonra Deniz'in ikinci atağı oldu.

Bu kez metrodaydı.

Kalabalığın ortasında kalbi hızlandı.

İlk düşüncesi şuydu:

“Yine geliyor.”

İkinci düşüncesi:

“Burada bayılırsam ne olacak?”

Üçüncüsü:

“Ya herkes bana bakarsa?”

Deniz bir sonraki durakta indi.

O gün eve döndüğünde kendisini başarısız hissetti.

“Bunu yenemedim,” dedi.

Oysa aslında yeni bir şey öğrenmişti.

İlk atağında korkusu “Ölüyorum”du.

İkinci olayda korkusu “Ya tekrar olursa?” olmuştu.

Panik bozuklukta kişinin gelecekte yeni bir atak yaşayacağına ilişkin yoğun kaygı geliştirmesi ve bazı yerlerden veya durumlardan kaçınmaya başlaması önemli bir sorun haline gelebilir.

Böylece hayat yavaş yavaş küçülebilir.

Önce metro.

Sonra alışveriş merkezi.

Sonra yalnız dışarı çıkmak.

Sonra uzun yolculuk.

Sonra evden uzaklaşmak.

İnsan bazen panik atağın kendisinden çok, panik atak ihtimaline göre yaşamaya başlar.

Asıl Tehlike Ölüm Değil, Hayatın Daralması Olabilir mi?

Deniz'in hikâyesinde beni en çok etkileyen nokta buydu.

Panik atak onu öldürmemişti.

Ama korku yönetilmezse hayatını küçültebilecek bir güce sahipti.

Bu nedenle “Panik atak öldürür mü?” sorusunun yanında başka bir soru daha sormak gerekiyor:

“Panik atak korkusu hayatımı ne kadar yönetmeye başladı?”

Psikoterapi, özellikle bilişsel davranışçı terapi, panik belirtilerinin ve bunlara ilişkin korkuların yönetiminde kullanılan yaklaşımlardan biridir. Bazı kişilerde doktor değerlendirmesiyle ilaç tedavileri de gündeme gelebilir.

Tedavi kişinin durumuna göre değişir.

Kendi kendine teşhis koymak veya başkasına ait tedaviyi uygulamak doğru değildir.

Deniz de sonunda psikiyatri desteği aldı.

İlk görüşmeden sonra bana şöyle söyledi:

“Ben kalbimi değil, kalbimin hızlanması hakkındaki düşüncelerimi de takip ediyormuşum.”

Bu farkındalık onun için önemliydi.

Bir Panik Atağın İçinden Geçerken Ne Yapılabilir?

Bir panik atağın ortasında uzun ve karmaşık tavsiyeler çoğu zaman işe yaramayabilir.

Kişinin kendisine şunları hatırlatması yardımcı olabilir:

“Bu belirtiler korkutucu olabilir ama panik atağın kendisi genellikle ölümcül değildir.”

“Nefesimi zorla kontrol etmeye çalışmak yerine daha sakin ve doğal nefes almaya çalışabilirim.”

“Bulunduğum ortamda güvenli bir yerde kalabilirim.”

“Belirtilerimin tıbbi bir acil durum olabileceğinden şüpheleniyorsam yardım isteyebilirim.”

Ve belki en önemlisi:

“Bunu tek başıma anlamak zorunda değilim.”

Çünkü yardım istemek güçsüzlük değildir.

Bazen en stratejik karar yardım istemektir.

Bazen de en büyük destek, karşımızdaki kişiye çözüm sunmadan önce onun korkusunu gerçekten duyduğumuzu göstermektir.

Deniz'in Defterindeki Son Cümle

Aylar sonra Deniz'le yeniden konuştuk.

Metroya yeniden binmeye başlamıştı.

Hâlâ zaman zaman kalp çarpıntısı hissediyordu.

Fakat artık her çarpıntıyı ölüm habercisi olarak yorumlamıyordu.

Bana küçük bir not defteri gösterdi.

İlk sayfada şu yazıyordu:

“Kalbim hızlandığında bedenim bana düşman olmuyor. Bazen sadece alarm veriyor.”

Sonra gülümsedi.

“Bunu ilk gece söyleseydin inanmazdım,” dedi.

Haklıydı.

Çünkü panik atağın ortasında mantıklı cümleler bazen korkunun duvarına çarpıp geri döner.

İnsanın önce güvende hissetmeye, sonra anlamaya, sonra da deneyimleyerek öğrenmeye ihtiyacı olabilir.

Bu hikâyeden geriye benim için tek bir soru kaldı:

Bir insan ölümden korktuğunda, ona yalnızca “ölmeyeceksin” demek yeterli midir?

Belki değil.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı yalnızca ölüm ihtimalinin düşük olduğunu bilmek değildir.

Kendi bedenine yeniden güvenmeyi öğrenmektir.

Ve belki panik atak hakkında konuşmanın en değerli tarafı da budur.

Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, baş dönmesi veya göğüs rahatsızlığı yaşayan herkesin bunu otomatik olarak panik atağa bağlamaması gerekir. Özellikle ilk kez ortaya çıkan veya şiddetli belirtilerde tıbbi değerlendirme önemlidir. Acil ve ciddi belirtilerde yerel acil sağlık hizmetlerine başvurulmalıdır.

Panik atak tanısı almış kişiler içinse şu soru belki daha anlamlıdır:

“Bir sonraki atağın gelip gelmeyeceğini kontrol etmek yerine, gelirse onunla nasıl başa çıkacağımı öğrenebilir miyim?”

Çünkü bazen iyileşme, korkunun bir daha hiç gelmemesi değildir.

Korku geldiğinde onun bütün hayatımızı yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir.

Kaynaklar: Amerikan Psikiyatri Birliği, DSM-5-TR; National Institute of Mental Health (NIMH), Panic Disorder; NHS, Panic disorder.
 
Üst