İletişim tarihi nedir ?

Bengu

Yeni Üye
İletişim Tarihi: Bir Hikâyenin Peşinden Gitmek

Bir akşam, eski bir kütüphanede geçirdiğim sessiz bir gece, beni düşündürmeye başlamıştı. Kitaplardan birinin sayfalarını çevirirken, iletişimin tarihsel yolculuğuna dair bir hikâye aklıma düştü. Belki de bu, yalnızca bir kurgu değildir; belki de tarih boyunca insanlık, birbirine ulaşmak için pek çok yolu denemiştir. Bugün, bir düşüncenin başka birine ulaşabilmesi için bile yalnızca bir tık kadar uzağındayken, bu yolculuklar ne kadar karmaşık, ne kadar uzundu!

İlk İletişim Çabası: Sessiz Bir Başlangıç

Bir zamanlar, iletişim, çok daha basitti. Dil henüz oluşmamışken, insanlar birbirleriyle sadece jestlerle, bakışlarla ve temel seslerle anlaşabiliyorlardı. Bu, çok ilkel bir durumdu, fakat bir insanın duygu ve düşüncelerini aktarma arayışı, insanlık tarihi kadar eski bir dürtüydü. Bir grup avcı, doğada iz sürerken birbirleriyle iletişim kurabilmek için taşlar ve ağaç dallarını kullandı. Bazen, duygularını daha net ifade edebilmek için vücutlarını kullanırlardı. O dönemin insanları, birbirlerine mesaj iletmek için ellerinde ne varsa onu kullanarak bir yol aramışlardır. Ancak, iletişimin güçlükleri de büyüktü; anlatılmak istenen bir şeyin anlaşılması, çok basit değil, bazen imkansızdı.

Ve burada, halkın arasında bir fark beliriyordu. Erkekler, bu tür iletişim sorunlarına çözüm üretmeye eğilimliydiler. Özellikle erkekler, duygusal olmayan, stratejik bir yaklaşım sergileyerek, fikirlerini hızlıca iletmek için çözüm odaklı araçlar aradılar. Örneğin, iletişimde daha etkili olabilmek için taşların, ağaç dalının şekli üzerinde düşünmek ve sürekli olarak bu yöntemleri geliştirmek gibi bir stratejiyi benimsemişlerdi. Yani, teknik çözümler geliştirmek, onların iletişimdeki güçlü yönüydü.

Kadınlar ise bu dönemde farklı bir yol izliyordu. Daha çok empatik ve ilişkisel bir bakış açısıyla, karşılarındaki kişinin duygularını anlamaya, onlarla bağ kurmaya çalışıyordu. Kadınlar, bazen bir bakışla ya da basit bir dokunuşla daha çok şey anlatabiliyor, anlamaya daha yönelik bir yaklaşım sergileyebiliyorlardı. Bir topluluğun duygusal ritmini ayarlamak ve aralarındaki ilişkileri derinleştirmek, kadınların temel iletişim araçlarıydı.

Yazının Doğuşu: Bir İletişim Devrimi

Zamanla, yazı icat edildi ve iletişimin sınırları daha da genişledi. Yazının gelişimi, MÖ 3000 civarında Mezopotamya’da, Sümerler tarafından başlatıldı. Bu, insanlık tarihindeki en büyük devrimlerden biriydi. Artık insanlar, bir fikir ya da bilgi parçasını sadece sözlü değil, aynı zamanda kalıcı olarak aktarma imkânına sahipti. Bu noktada, iletişimin biçimi değişse de, sosyal yapılar yine kendini göstermeye devam etti. Toplumlar daha büyük ve karmaşık hale geldikçe, mesajlar daha az kişisel, daha genel ve sistematik olmaya başladı.

Ancak yazının doğuşuyla birlikte, bu kez toplumun her kesimi eşit fırsatlara sahip olamayabilirdi. O dönemin erkekleri, yazılı iletişimin geliştirilmesinde önde olsalar da, kadınlar için bu fırsat çok daha sınırlıydı. Kadınların yazılı kültüre katılımı, hem sosyal hem de kültürel engellerle zorluydu. Kadınların yazılı olarak kendilerini ifade etmeleri, erkeklerin egemen olduğu toplumsal yapılarda genellikle hoş karşılanmazdı. Fakat kadınlar, evdeki yazılı belgeler aracılığıyla aile üyeleri ve diğer kadınlarla güçlü bağlar kurarak bu engelleri aşmaya çalıştılar.

Baskılar, Matbaanın İcadı ve İletişimin Yayılması

Yazının evrimini izleyen bir diğer büyük devrim, matbaanın icadıydı. 15. yüzyılda Johannes Gutenberg'in matbaanın kullanıma sunulması, iletişimde devrim yaratmıştı. Bu, düşüncelerin çok daha hızlı yayılabilmesini, kitapların daha kolay basılmasını ve fikirlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Ancak burada, yine sosyal yapılar etkiliydi. Erkekler, bu teknolojiyi büyük ölçüde kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak bilgiyi elde eden ve yaymayı sağlayan hâkim grup oldular. Kadınlar için ise matbaanın etkileri sınırlıydı; çünkü bu dönemde kadınlar genellikle daha düşük eğitim seviyelerine sahipti ve bilgiye ulaşma hakları kısıtlıydı.

Kadınların bu dönemdeki empatik yaklaşımını, erkeklerin stratejik bakış açılarıyla karşılaştırmak oldukça ilginçtir. Erkekler, bilginin hızla yayılmasını sağlayan bu teknolojiyi, toplumsal yapıları yeniden inşa etmek ve güçlerini pekiştirmek için kullandılar. Kadınlar ise, bu yeni bilgiyi daha çok toplumsal bağları güçlendirmek, insanları bir araya getirmek ve duygusal anlamda destek olmak amacıyla kullanma eğilimindeydiler. Bu fark, hâlâ günümüzde iletişimde kadınlar ve erkekler arasındaki yaklaşımlar arasında gözlemlenebilen bir özellik olabilir.

Dijital Devrim: İletişimde Sınırların Ortadan Kalkması

Ve zamanla, dijital devrim geldi. Bugün, iletişim hızla küresel bir hal almış durumda. Bir e-posta ya da sosyal medya gönderisi, dünyanın öbür ucundaki birine anında ulaşabiliyor. İnternet, hayatımıza inanılmaz bir hızla girdi ve iletişim, kimliğimizi, ilişkilerimizi, iş yapma biçimlerimizi köklü bir şekilde değiştirdi. Herkesin sesini duyurabildiği bu ortamda, aslında tüm toplumsal yapılar yeniden şekilleniyor.

Ancak, bu dijital dünyada hâlâ sosyal eşitsizlikler yer almakta. Herkes internet erişimine sahip değil, herkes bu yeni dünyada eşit fırsatlar bulamıyor. Erkekler, bu dijital alanda genellikle stratejik çözümler geliştiren, algoritmalarla iletişim kuran bir grupta yer alırken, kadınlar daha çok sosyal ağlar üzerinden bağlantılar kurarak empatik bir yaklaşımı sürdürüyorlar.

Gelecekte İletişim: İnsan Olmaya Dair Sorular

Bugün, iletişim tarihinde geldiğimiz noktada, geçmişten miras kalan sosyal yapıları ve iletişim şekillerini sorgulamak daha önemli hâle geliyor. Teknolojinin bu kadar gelişmiş olduğu bir dünyada, insan olmanın anlamını yeniden değerlendirmeli miyiz? Kadın ve erkeklerin iletişimdeki farklı yaklaşımlarını göz önünde bulundurarak, dijital devrimle birlikte bu farkları nasıl dengeleyebiliriz?

Sizce iletişimin geleceği, toplumsal cinsiyet ve sosyal yapıların etkisiyle nasıl şekillenecek? Bugün, iletişimi bir araç değil, bir insan olma biçimi olarak nasıl daha eşit ve kapsayıcı hâle getirebiliriz?